Saturday, July 05, 2008

writers say it best..

"Hani sanki her şey, varlık ve evren sona ermek üzere gibi gelir insana. Aniden hayatın korkunç sefaleti, yalnızlık ve her şeyin boşluğu, kendini ölüme dek sürecek hayallerle avutup oyalayan yüreğin karanlık yalnızlığı fark edilir."

~Maupassant

Sunday, June 29, 2008

my life as a comic strip.. :-D

this is like a mirror to what i experienced, and i can't figure out whether it is sad or funny.






















P.S. thank you mate, you just made my day by sending this! ;)

Saturday, June 21, 2008

"And the truth is that, in any version, the Hulk is a dull beast" ~d.denby, the new yorker


Nothing but Edward Norton could have dragged me to the theatre to see "the Incredible Hulk". I've never been a fan of superhero movies, though I like the idea of a superhero with character. I remember getting so bored watching the latest Superman movie in NY that I left it after like 20 minutes into the story. In Hulk you don't have time to get bored, the director literally bombards you with action from the second the film starts. The fight scenes between Hulk and Abomination, the chase, and everything is soo fast and full of noise that it was just too much.
the point that left me in disbelief and disappointment that there was almost NO decent, real dialogue in the movie. In the first half hour, the number of words the "characters" utter are not more than 40! negatives: lack of dialogue, no well-developed characters..
I once saw "Constantine" in London and my friend and I were respectfully surprised and we enjoyed when the brits in the theatre started laughing hysterically at the absurdities in the film. This time I was laughing thinking that "edward norton made a really wrong choice this time, well nobody is perfect :)". and then there is liv tyler (I have to admit, I was dead jealous of her when Norton (aka Bruce Banner) sent her the hottest wink!:-D) , btw is she speaking in that whispering tone all the time really? if she does, then i think someone should tell her that it is NOT sexy but annoying..
the only smart thing was the fact that the general was failed by the frankenstein he worked together, just like the US in the middle east fighting against the enemies he helped and cooperated with once.
Tim Roth was very interesting and fun to watch with an amazing performance. classic Tim Roth we can say.
Oh and, I saw the trailer of "Dark Knight: Batman Returns". that movie seems promising in terms of comic book adaptations. its tone is scarily dark, and intriguing. i think i'm going to see this one with no other motivation than the pure will of seeing a good work.

All in all, I had fun watching the Hulk, especialy the end was entertaining enough. Robert Downey's charismatic appaerance just made it cooler. :)

~Humble note to Edward Norton: "let the commercial hollywood leave you alone" ;-P

Thank you :)

Tuesday, May 13, 2008

..

Tıp fakültesinde doçent olan, iki lisan bilen bir kadın hastam "Hayatta hiçbir şeyi başaramadım" diyordu.

Friday, February 22, 2008







Wednesday, February 13, 2008

i want a "hobbes"


Tuesday, January 08, 2008

A Snowfall in Istanbul


This time it was snowy in Istanbul a few days ago.. first snow of the season, though it wasn't fun as it used to be. Either i'm getting old, or seasons seriously change and transform into something not-so-good. Must be the alarms of global warming like they say..

Thank God we still have seaons though, we still enjoy a snowflake now and then... I couldn't feel my toes in the cold the other day and I kind of enjoyed that.. I really cannot understand when folks at the office get overjoyed over a summer-like weather in the midst of winter.. I find it quite depressing... Everything is beautiful in its right place..isn't it?

Sunday, December 30, 2007

asil yaralayan seyleri buraya yazmak gelmiyor insanin icinden.. bir S. abim vardi, new york'ta, brooklyn'de.. hep yardimima kosan, arayip agladigim, "parasiz kaldim napicam ben" dedigim. birlikte bayramda zeynep'lere yemege gittigimiz..bize tum lazligiyla hamsi tava yapan, bir yandan tatli asabiligiyle soylenip, 'bunlarda kiz olacak guya' diye sakayla azarlayan..sonra takim olup, adam asmaca oynadigim, ya da ramazanda iftardan sonra hep beraber cemaatten kacip sinemaya gidelim dedigimizde, istemese de bizi cocuk gibi sevindiren..belki de brooklyn'de en sicak, en dostane, en sahip cikilmisligin verdigi emin duyguyla yasadigim rahat gunlerin kocaman parcasi S. abim. sonra noldu, zeynepler istanbula tasindi, ben ona daha fazla yuk oldum, sonra ben dondum istanbul'a.. o kaldi new york'ta..bir kizla evlendi.. hic unutmuyorum soguk bir aksam yine turkiye'den donusumde beni havaalanindan almisti. yol boyu arabada bu kizi anlatti, nisanlandiklarini, kotu bir suprizle karsilastiklarini.. dua istedi. evleneceklerdi. iste boyle vefakar, boyle saglam bi insan S. abim. ben istanbul'a dondum, o brooklyn'de evlendi.

bazi hikayeler var hayatimizda, birseyler cikip kendini hatirlatmadikca farketmedigimiz.. unuttugumuz.. ben en cok bu kismini seviyorum brooklyn hikayemin.. tanidigim guzel insanlari, ve bana yapilan buyuk iyilikleri...

simdi brooklyn belki karli, s. abim burada, gitmeden gorsem onu..

Wednesday, December 05, 2007

benim hikayem.






work keeps me away from myself. that's why i've come to like my job. it keeps me busy enough to distract myself from my fears and dreams.

Monday, December 03, 2007

my kitsch art :)




A Snowfall in Brooklyn...

i love the newyorkers comunity at livejournal. it's full of real people from the city, and they share very useful, sometimes very funny human experiences in new york. But i think we can apply it to all big cities, where living is struggle, which is oddly volunteered by the inhabitants.

When i checked the site for the latest today, i saw the sweetest and most inspiring pictures of snow-covered-brooklyn. apparently someone wanted to share this beauty with others (-something I'm thankful for-), so decided to go out and take the picture of first snow of the winter in the city. the timing was perfect for me..because i was just dreaming a beautiful snow in istanbul.

Thursday, April 19, 2007

Various - Pictures of You [the Cure]

One of the best things i've seen on YouTube!! favorite movies and one hell of a great song! *sigh*

Sunday, March 25, 2007

istanbul ve kedi


















Bir kedi sevdim Gulhane yokusunda. Hepsi gibi o da fark etmiyor beni.

Friday, December 15, 2006

"you take the skyway"

bu sabah namazdan sonra uyuyamadim bi muddet. Huzursuzca dondum durdum. Sonra uyumusum, hatta ustune birde kabus gordum. Ama kabusun icinde oyle bi guzellik vardi ki, tum sacmaligina ragmen sabahtan beri aklim ruyamda, beynim sevgili kabusumu hayra yormanin yollarini ariyor. En ufak ayrintilari hayra isaret kabul edip, goze batan korkunclugu sanki hic yokmus varsayiyorum.

birde bugunlerde havaalanlarini cok ozledigimi farkettim. Birkac senedir, hep tedirgin bi ruh haliyle ziyaret ettigim bu mekani aslinda ne kadar cok sevdigimi anladim. Kucuktum, hatirliyorum, buyukbabami memlekete yolcu etmeye bile gittigimizde, gozum dis hatlara takilirdi hep, annemlerle ic hatlarin yolunu tutarken. Aklim dis hatlarda olurdu, ben birkac adim otede ic hatlarin sıkıcı koltuklarinda otururken. Yolculari dusunurdum, nereye gittiklerini, neden seyahat ettiklerini tahmin etmeye calisir, bir coguna ozenirdim. Sonra yillar gecti, onlardan birisi oldum. Havaalani anilarim her nekadar cok mutlu olmasa da, hatirladigimda kendini ozleten cinsten yine de. Karanlik anilar olsa ozlemezdim degil mi? Sonra "yolcu" olmak belki ozledigim, yada herkesin aslinda nefret ettigi, guya gurultulu, guya kimliksiz o mekan benim pek bi kendimi buldugum bi yer? Neyse, ben bu lafi cok uzatirdim ama, keyfim hic yok be gunluk..

Monday, December 11, 2006

Lost: Getting Phony?

Immersing myself in alternative realities?
Bahsediceklerimin hic olmamasindan degil, kendi gerceklerimin uzerinde soyleyecek fazla seyim yok *sigh* Onun yerine bu dizi tutuyor yakamdan, cekip aliyor, kendi yalanina hapsediyor, bende gonullu kurbani oynuyorum bu arada(bkz. escapism).

Neyse efendim, birakinda fazla durmiyim bu meselelerin ustunde, geciyim bahsetmenin beni daha bi mutlu ettigi konulara, kurgusal konuklara.. : Nedense olan biten hakkinda, kurgu hakkinda cok fazla konusamiyorum, beni daha cok karakterler, derinlikleri, hikayenin gercekligi ilgilendiriyor. Aslinda Lost gibi bir dizide de boylesine karmasik bir kurgu ve sir dolu bir hikaye varken tum bunlar ikinci planda kaliyor, golgeleniyor belki. Her nekadar icinde kayboldugum anlar olsada, nihayetinde reytingi yuksek bir amerikan yapimindan soz ediyoruz, oyle degil mi? :-/

Evet, sonunda son iki bolumu de seyrettim. Bilmiyorum, fazlaca kafa yordugumdan beklentimin artmasi mi, yoksa nerdeyse her bolumde degisen yonetmenlerin diziye olumsuz etkisi mi, ama bu son iki bolum beni fena halde hayal kirikligina ugratacak ayrintilarla doluydu. Ne biliyim boyle pek bi yapay, pek bi "hollywood", insanin gozune gozune batan sacma kareler. Ornek veriyim hemen, hatta hic iltimas gecmeden Jack'le basliyim. Nedir efendim o barfiks cekmeler, vucut gosterisi yapmalar!? Bu nasil bir yonetmenlik faciasidir. Nasilsa bi hayran kitlesi var, biz esas adamimizi biraz daha seksi gosterelim de bayram etsinler der gibi, acayip bir amerikan yapmacikligi. Adami daha ilk sahnesinde o acayip odanin tepesinden asagi asilirken goruyoruz! Sonra iceri giren Henry Gale, ve getirdigi "sile bezi" gomlek! :) cenaze toreni ! "the others" afise oldukca, gizemleri aydinlandikca senaristler sasiriyor mudur nedir, boyle kult torenlere, acayip cenaze uniformalarina, isi tamamen sig bir imaj gosterisine donusturuyorlar. Tamda bu adamlar ne yazdiklarini biliyorlar, isler zirvaya dokulmeden toplayacaklar diye dusunurken bunlari gormek pek iyi olmadi benim acimdan.

Belki de dedim ya fazla baglandim bu diziye, obsesif&yalniz Jack'e, Henry'nin bilgeligine.. Demek ki aslinda bu amerikalilar hicbirseyi suyunu cikarmadan sonlandiramiyor cidden. Hele bir Mr. Eko sayfasi var ki, iyice artik yoldan cikmis. Ikide bir kaybolmalar, dirilmeler falan. Isler iyice mistisizme, bilim-kurguya kayiyor ve ben gercekle kurguyu safca ve cok dogal birsekilde birlestirebildiginden hayranlik duydugum bu dizinin yoneldigi cizgiyi pek bi yapay buluyorum.

Sonra Kate'in, gecen bolumlerden birinde "live together die alone" kovboyluguna ayri bi gicik olmustum ama ustunde pek durmamistim. Peki nasil tek boyutlu bir bakistir ki bu, soruyorum sana, hangi senarist kate'in olabilecek en klise "flashback"'ini yazar. Hersey gayet siyah-beyaz, kalin cizgilerle cizilmis, sanki gercek buymus gibi sunulmus birde. Gayet domestik bir kate goruyoruz bu "flashback"'te, sanki butun kocalarina asik ev kadinlari, gunduzlerini markette aksam yemegi alisverisiyle geciriyor, aksamlarida limonata servisiyle asklarini tazeleyip, kahvaltida gulen adamli tost suprizi yapiyorlar! Bu nasil itici bir yapmacikliktir sorarim size. *sinirlendim* :) Zaten isyankar ruhlu kizimiz bu "cani sikilan adami" bile intihara surukleyecek hayati cok sevsede surduremez ve olaylar gelisir.

Kate ve Sawyer sahnesini, ve Sawyer'in aslinda tamda bir guneyliye gidecek pozlarini ise yazmiyorum artik. Bence, bu karakterler iyi karakterlerdi, arasira degisen senaristlerle calkalanma yasasalarda hic bu kadar yapmacik ve "hollywood" olmamislardi. Barfiks ceken Jack, karikaturize olmus bir altkultur olan "the others", yok efendim ermis Eko falan beni hic etkilemedi soyliyim sayin J.J. Abrams. Benden soylemesi, hazir yeni bolumler yaklasirken, senarist grubunuzla ve yonetmenlerinizle acil bir toplanti yapin, bu boyle cok gitmez :P

Ama ne olursa olsun, Jack yine suprizli bir cikis yapti, sonra Kate'le gorusturuldukleri sahne tabii ki cok yakiciydi. "Hey, it's gonna be all right." deyisi yine carpiciydi, keske ben de bu sozu arasira da olsa duysam birilerinden diye yine dusundurdu...

Wednesday, December 06, 2006

birsey farkettim


Bugunlerde hicbirseyden mutlu olmuyorum, olAmiyorum.

I'm dead. I'm numb.

Tuesday, December 05, 2006

LOST Part II

Liverpool'dan gelmesini bekledigim DVD'lerim gelmedikce, ve ben yapacak, dusunecek, kafa yoracak, dert edinecek baska bir meselem olmadigi icin zamanimin yarisini Lost blmlerinin tekrarlariyla, diger yarisini da ne zaman gelecek bu dvdler diye dusunmekle geciriyorum! Biliyorum, ecnebilerin tabiriyle "I need to get a life!". Ama ne biliyor musun, bazen kendine ait bir hayati yasamaktansa, baskalarininkini seyretmek, hatta kurgulanmis karakterlerin dertlerine ortak olmak cok daha kolay, ve hatta zevkli. :-/

Artik buraya hep turkcemi yazsam diyorum. Alakasiz oldu ama aklimdan gecti, bende aklimdan gectigi gibi dertleniyim sana. Guya tez icin ugrasirken "ingilizce kendimi ne kadar ifade edebiliyorum?" sorusuna cevap bulmak icin baslamistim koskocaman internet boslugundaki bu anlamsiz zirvalara. New York'tayken daha bi kolaydi sanki bana ait olmayan bu dilde kem kum etmek. Butun gun ingilizce isitiyordum cunku. Simdi ise nasil bir kulfet oldu! Yada kolayima gelene teslim oldum isin asli. bilmiyorum, bir muddet aklim neye hukmederse ona gitsin bakalim elim..

Konuyu anlamsizca dagittim. Lost diyordum, ve hatta yeni favori karakterim Benjamin'den bahsetmek istiyordum. Bilenler bilir biz Benjamini (bkz.Henry Gale) olarak tanidik. Hatta Henry Gale oldugu zamanlarda kendisine pek bi gicik olurdum. Ama simdilerde bu karakterde muthis gelismeler farkediyorum ve senaristleri tebrik etmek geciyor icimden. [Bu arada birde bu senarist grubunu calisirken izlemek hayallerimden, ve hatta boyle grup halinde senaryo yazmanin cok cazip bir fikir oldugundan, falan vesaire bunlardan bahsetmek istiyorum bi ara *sigh*] Neyse diyecegim o ki ben bu karakterden gercek ismine ragmen Henry Gale olarak bahsedecegim. Hani su olayli ikinci sezon son blmde Michael sormustu ya gider ayak: "Who are you people?" diye, Henry Gale de "We're the good guys, Michael!" demisti. Iste ben o lafi cok fena inandirici buldum. Zaten soyle bir dusununce bu adamlardan bizimkilere bi zarar gelmemistir aslinda. Gerci cocuklarla ne alip veremedikleri var merak ediyoruz tabi :)

He bide Henry Gale'in tonlamarina acayip hasta oluyorum :) 3. sezon 4. blmde Sawyer'la olan diyalogu ise, Lost'un unutulmazlari arasinda olmali. Tutsak edildikleri adadan, bizimkilerin yasadigi adayi seyrederken cok guzel soyluyor: "that's the island. The one that you've come to know and love." Aslinda karakterlerin neredeyse tumu icin -hernekadar gonulsuz gorunselerde- bu ada kendilerini "ev"lerinde hissedebilecekleri tek mekan, cunku cogu zaten gecmislerinde ait olmakla, hep birseylerden kacmakla kisisel iliskileri olan, mutsuz karakterler. Ada onlar icin aslinda ikinci bir sans, guvende hissedebilecekleri yeni evleri.

Ben bu diyalogu ve Henry Gale'in "you're pretty good Sawyer, we're a lot better" tonlamasini acayip seviyorum. Aslinda romantik gibi duran ama cok acitici bir konusma yapti "oteki" lider, ve bende defalarca geri alip izledim.. :

Henry Gale says: "We did all this because the only way to gain a con man's respect is to con him. You're pretty good, Sawyer, we're a lot better. Funny thing is, us telling you about the pace maker wasn't what kept you in line. It was when we threatened her. You work so hard to make her think that you don't care, that you don't need her. A guy goes nuts if he ain't got nobody. It don't make no difference who the guy is, as long as he's with you. I tell you, a guy gets too lonely and he gets sick."

"What the hell are you talking about?" Sawyer asks.

"It's from Of Mice and Men. Don't you read? Come on. Let's get you back to your cage."

*silent sigh*

Sunday, December 03, 2006

'LOST' in Reality and Fiction

Bugunum berbat gecti gunluk, oncelikle guzel bir sabaha uyandigimi sanarak hata etmisim, daha kahvaltidayken bunu anladim. Annem aksam abimin nisanlisina gidicegimizi soyledi. Bu gidip gelmelerden, oturup kiritmalardan bana fenalik geldigi icin, "ben bu defa yokum kusura bakmayin" dedim. Vay efendim sen misin bisey diyen, ardindan olanca duygu somurusu gelmekte gecikmedi. Hak verdim mi vermedim mi orasini dusunmek istemiyorum zaten, hak vermis olmaliyim ki aksama kuzu kuzu hazirlanip dustum bizimkilerin pesine. En cok abimin kayinvalidesini seviyorum, acayip tatli bi kadin. Kendimin olsa bu kadar sevmezdim heralde:) Neyse Allahtan tatli insanlarda zaten kurbani oldugum antisosyalligimle cok fazla savasmak zorunda kalmadan oturdum. Anneme sanki boynuma tasma takip beni getirmis gibi surat asmayida ihmal etmedim. Kac yasindayim ben, on dort mu? :-/ neyse, canim sikildimi cekilmez oluyorum, aslinda genelde cekilmez bi insanim.

Neyse gecelim asil konumuza. Dun annemi zorla bilgisayarin basina oturttum ve Lost'un ilk bolumunu seyrettirdim. Hic abartmiyorum on kusur defa seyretmisimdir bu pilot bolumu heralde. Artik tek basima seyretmek biraz sikmaya baslamisti ki annemi zehirlemek aklima geldi. Mutfak masasinin tepesinde Lost gibi bi dizi ne kadar seyredilirse o kadar seyrettik. Sanki ilk defa seyreden annem degilde benmisim gibi heyecan yaptim. Bu bolumu acayip cok seviyorum, neden? : 1- Acilisa hasta oluyorumda ondan. Jack'in gozunden yakin cekim baslayan, sonra onun kosmasiyla senkronize giden muzige bayiliyorum. Bence muthis bi acilis. He bir de Jack'in "Listen to me! You're gonna be OK, do you understand me? but you have to sit absolutely still?" deyiside nasil tatli!

Uc sezon icinde en sevdigim bolumler Pilot (1) ve 3. sezon acilisi A Tale of Two Cities. Tabiiki burdaki tek nedenim gayet kisisel, gayet oznel (bkz. Jack Shephard) ve onun o guzelim, kurban olunasi gozyaslari. Kurgu karakterler asik olmasi daha kolay karakterler mi oluyor yoksa benim hastalikli bir saplantim mi var bu konuda?

"Reality leaves a lot to the imagination" ~J.Lennon

Lost dizisiyle bahsettigim gibi "kisisel" bir yakinligim var. Boyle "tamamen duygusal" yaklasiyorum bu diziye. Oncellikle ucagin dusus tarihi beni pek bi kalbimden vurdu : 22 Eylul 2004. Dogumgunum. Hemde 25. dogumgunum, yasadiklarimin en guzeli yani, en can alicisi, en uzaktaki ama en gercegi. Evden uzakta gecirdigim ilk dogumgunum, New York'a gidisimin tam 1 ay sonrasi. Bircok ilkin baslangici..

3.sezon ilk blmde yeni favori karakterlerimden Benjamin (aka Henry Gale) Jack'e televizyonda birkac haber seyrettiriyor ya, iste o an Jack'le birlikte benimde gozlerim doluyor. Cunku bahsedilen Amerikan secimlerinde ben de oradaydim, hatta ertesi gun Ann ofise siyahlar icinde gelmisti. "Noldu?" diyenlere, "Yas icin daha iyi bir neden dusunebiliyor musunuz? Bush kazandi!" diyordu, bizide eglendiriyordu bi guzel. Sonra cok gecmeden Red Sox kupayi aldi. Hic alakam olmayan bu salak amerikan sporuyla tanismak zorunda kaldim, cunku bu oyle boyle degil amerika icin nerdeyse asrin olayiydi. Zaten dizide de Jack'in Red Sox zaferine inanmayisini seyredenler hatirlar. Iste onun o saskinligi tamda aklima Micheal'in bana bunun neden bu kadar buyuk bi olay oldugunu aciklamak icin yarim saat New York Yankees - Boston Red Sox arasindaki olumcul rekabeti (bir nevi bizdeki FB-GS olayi :P ) anlatisini getirdi. Tam o gunlerde oralarda yeni bir dunya kesfediyordum ben, Jack Sheppard tum o kurgusal dunyada benim icin cok gercek olan haberler karsisinda "evini" hatirlayip aglarken.

Garip bir duyguya kapiliyorsunuz sanki, kurguyla gercek birbirine girmis, bir yandan Bush secim kazaniyor, hemen yani basinda gercek olmayan bir adam agliyor. Iste ben o bolumu seyrederken bir iluzyona kaptirdim kendimi, icinden siyrilmasi epey zor oldu tamda bu sebeplerden. Jack ve tayfasi hala 2004'teler, onlar icin 2 ay gecti henuz, biz burada iki seneyi coktan devirdik. Ekranin buyusu bu mudur efendim, soruyorum size? Bir yandan bircok sey olurken, zaman yavas mi ilerler oralarda. Burada cogu zaman hicbirsey olmazken zaman su gibi geciyor. Eger varsa, kurguyla gercek arasindaki ince cizgi bu mudur acaba..yoksa sabahin dordunde insan "blog"'unu guncellemeye kalkarsa bu mu cikar ortaya? selamlar, sevgiler.

Friday, November 24, 2006

She is a friend of mine [and mind]

"She is a friend of mind. She gather me, man. The pieces I am, she gather them and give them back to me in all the right order. It's good, you know, when you got a woman who is a friend of your mind." Toni Morrison, Beloved

Sunday, November 12, 2006

:-/


"I love you, but I've chosen the path of darkness"

This was real FUN :-D

IF YOUR LIFE WAS A MOVIE WHAT WOULD THE SOUNDTRACK BE?

So, here's how it works:
1. Open your library (iTunes, Winamp, Media Player, iPod, etc)
2. Put it on shuffle
3. Press play
4. For every question, type the song that's playing
5. When you go to a new question, press the next button
6. Don't lie and try to pretend your cool...just type it in man!

Opening Credits:
Screen Extravaganza -Pride & Prejudice Soundtrack (Amazing introduction!!, aahhhh I love it ! :-/ )

Waking Up:
A London Story - Trembling Blue Stars (*sigh* nice.)

First Day At School:
Let The Music Play - Barry White (LMAO, this is getting fun.)

First Love:
Strange Little Girl- Nick Cave [I couldn't think of a better soundtrack:)]

Losing Virginity:
General Joy - Tori Amos (hahaha!)

Fight Song:
Ziggy Stardust- David Bowie (I'm speechless so far! :-D)

Breaking Up:
Half The World Away- Oasis (Oh man! *sigh* ..[btw, I swear I'm not cheating :-D])

Prom:
Oh God- Jamie Cullum (that'd probably be what I'd have said If I'd been to any, heh! )

Life:
Backdrifts (Honeymoon is Over)- Radiohead ("we’re rotten fruit/
we’re damaged goods/what the hell we’ve got nothing more to lose/ one burst and we will probably crumble/ we’re backdrifting" Can you think of a better song accompanying life?, I simply can't.)

Mental Breakdown:
It's not - Aimee Mann ("i keep going round and round on the same old circuit/ i keep waiting for a change, but i don't know what. /so red turns into green, turning into yellow. / but i'm just frozen here on the same old spot." well, I think I heart my soundtrack :-/ )

Driving:
Do Your Best and Don't Worry - Morrissey (:-D)

Flashback:
Pipedown - Babyshambles (Hmmm )

Getting Back Together:
Dear Catastrophe Waitress- Belle&Sebastian ("i’m sorry that you seem to have the weight of the world over you/ i cherish your smile/ there’s a word of peace on you lips" cute!)

Wedding:
Be Mine - Thom Yorke feat. R.E.M. (OH My God! *speechless* :-/ )

Birth of Child:
Everybody's Gotta Learn Sometime - Beck (aww.. )

Final Battle:
Lebanese Blonde - Thievery Corporation (heh, "the clouds drifting through the blinds/ a half a million thoughts/are flowing through my mind" definetely my kind of battle!)

Death Scene:
Bookstore - Jon Brion (Such sad tunes!!!!, wouldn't fit better! :( )

Funeral Song:
He Turns Down - Cat Power ["have you ever been to that place/
you know i'm not supposed to say../it's not me i am pretending/
i'm not saved he turned me down" :( ]

End Credits:
Between Love&Hate - The Strokes (Man, I'm cool! This is the best end credits song ever! lol )

Wednesday, November 01, 2006

out to get you..

bi sureligine kendimi unutmak istiyorum.

I want to get lost in something, without the voice in my head if possible. I want to get rid of that constant annoying persona speaking thru my ears all day long.

I want to be able to go, whenever I feel like leaving.

I want to be madly imaginative when I'm bored.

I want somebody to bring me flowers and a good book now and then. Is this so lame?

I don't want to be real.

I don't want to get any older this year.

I don't want to have this feeling inside me any longer that keeps telling me something exciting will happen someday.

Friday, October 13, 2006

this is what I miss if nothing



Wednesday, October 04, 2006

"Are we not all prisoners?"


Nihayet bitirdim bu kitabi. Uc ayimi yedi ne yalan soyliyim. Gurur meselesi yapmistim Bayan Woolf'a karsi. Iste sirf bu yuzden Ulysess'i okumayacagim, niyet bile etmeyecegim. Bu durum bir edebyatci icin ne kadar nahos olsada. Hayir efendim, hayatima tecavuz bu dupeduz.

Yasadigi her anin sonuna kadar farkinda olmak, etrafinda olan bitene teslim olurken karsi pencerede sonen isikla baska hayatlara, onlarin katmanlarina, kendine acilan ama an be an agirlasan gercege ne kadar dayanabilir ki bir insan? 172 sayfa boyunca bir yasam bunaltisina, bir duyarsizlik oykusune, sefil bir aska, pesini sinsice birakmayan gecmise, anilara nasil hapsedilir bir okuyucu? Boyle hapsoldum ben bu sayfalara, elimde aylarca surunen bu kitap miydi yoksa icinde tutundugum ne vardi boylesine bilmiyorum efendim. Belki de dedim ya gurur meselesinden ote birsey degildi benimkisi.

Nihayetinde sordu ya Woolf "Aslinda hepimiz birer mahkum degil miyiz ki?" diye, o zaman yakami birakti bu kitap, bu uc aylik iskence.

Monday, September 25, 2006

"Mirror, mirror upon the wall, Who is the fairest of all?"