Friday, January 22, 2010

a late night rambling

          Golden Globe ödüllerinde Sandra Bullock'un en iyi kadın oyuncu ödülünü almasına en çok sevinenlerden birisi benim heralde. Komedi oyuncularının, hele ki biraz da romantik-komedide isim yapmışlarsa, ciddiye alınmama gibi bir sorunları oluyor. Gerçi onlar bunu sorun ediyor mu bilmiyorum, mesela Hugh Grant hiç de sorun ediyormuş gibi gelmiyor bana, kimbilir belki de çok parlak bir karakter oyuncusu olmadığını kendisi de biliyordur (bilmiyorum onu şöyle kallavi bir rolde görmeyi isterdim ben yine de, ve de ondan sonra karar vermeyi:P ). Neyse diyeceğim o ki, bence Bullock iyi bir oyuncu, yaşlandıkça güzelleşen, ağırlaşan da bir aktris. Bu sene, the Proposal'a biraz da burun kıvırarak gittiğimizi hatırlıyorum, ama beklemediğimiz ölçüde eğlendiğimizi de. 
          En iyi kadın oyuncu ödülünü aldığı the Blind Side'ı seyrettim şimdi. Zaman zaman bildik-tanıdık hale gelse de -ki sanıyorum hikayenin doğası gereği bu biraz da kaçınılmaz- yine de iyi bir film. Ama bunda Sandra Bullock'un katkısı büyük, ve o Memphis aksanının! :) Hani ecnebilerin "effortless and subtle acting" dedikleri cinsten sanki. 
          Sonrasında her zaman yaptığım gibi imdb sitesini ziyaret etmeği ihmal etmedim! Böyle bir obsesyonum var, kurtulamıyorum. Gün içerisinde, aklıma seyrettiğim dizilerden takılan yan aktörlerden, birden alakasızca hatrıma düşen "celebrtiy"lere kadar film dünyasının her kişisi için bu siteyi günde kaç kere tıklıyorum ben bile bilmiyorum. 
          Yine bu ziyaretlerimden birini yaptım az önce, Blind Side'ın yönetmeni kimmiş neymiş diye bakacaktım ki, anlamadığım bir şekilde kendimi coffe and cigarette (ve tabii ki broken flowers!) filminin yönetmeni olarak tanıdığım Jim Jarmusch 'un sayfasında buldum. O da bir edebiyat mezunu, filme sonradan merak salanlardan. Bu sayfadaki Personal Quotes kısmına illaki göz atarım, ilk birkaçı dikkatimi çekerse üşenmem hepsini okurum, kendi kafamda ve küçük dünyamda o aktörü-aktrisi-yönetmeni bir güzel yargılar sınıflandırırım. İşte böyle büyüklenme anlarımdan biriydi sanıyorum, Jim Jarmusch tüm dedikleriyle beni çok fena çarptı. Alıntılanan her sözü neredeyse bir Oscar Wilde alıntısı kadar çarpıcı ve ilham vericiydi bana göre.  İşte en sevdiğim, en inanmak istediğimi de buraya ayırdım: 
          
Nothing is original. Steal from anywhere that resonates with inspiration or fuels your imagination. Devour old films, new films, music, books, paintings, photographs, poems, dreams, random conversations, architecture, bridges, street signs, trees, clouds, bodies of water, light and shadows. Select only things to steal from that speak directly to your soul. If you do this, your work (and theft) will be authentic. Authenticity is invaluable; originality is nonexistent. And don't bother concealing your thievery - celebrate it if you feel like it. In any case, always remember what Jean-Luc Godard said: "It's not where you take things from - it's where you take them to.

edit: unutmadan şunu da ekliyim, the blind side'da bir "ferdinand the bull" göndermesi vardı ki, zaman zaman hayatımda bu türden tesadüfleri yaşadığımı bir kez daha hatırlattı bana. Ve aslında kurguda okurken büyülü gelen küçük ayrıntıların çoğu zaman gerçekte de olduğunu, yalnızca benim ıskaladığımı! :) sevimli disney karakteri ferdinand'ı ebru'nun "beyefendi" kedisi sayesinde keşfetmiş ve de çok sevmiştim ki, birkaç gün geçmeden bu filmde karşıma güzel bir gönderme olarak çıktı. Eğer iki gün önce Ebru bu karakterden bahsetmiş olmasaydı, ben filmdeki bu ayrıntıdan böylesine zevk almayacaktım. Hayat nasıl bir sarmal? Hani Lost'ta John Lock'ın bir mottosu var ya, "everything happens for a reason" diye, işte tam onun gibi bir şey! (bu arada nasıl bir "american pop culture junkie" oldum çıktım ben ya, bütün referanslarım dizilerden falan! okuyan bir nesle ait olmayı daha mı çok isterdim! Biz televizyon gençliğiyiz, 80'lerin çocukları. 90'ların çocukları internet gençliği daha acıklı bir durumda bu konuda. ya da değil?) güzel bir "research paper" okudum bu konuda geçen gün; "Digital Natives" deniyormuş bu nesle, ama bu başka bir günün blog notu olsun :)  (bkz:bilinçakışımın saçmalaması)

No comments: