Sunday, December 03, 2006

'LOST' in Reality and Fiction

Dun annemi zorla bilgisayarin basina oturttum ve Lost'un ilk bolumunu seyrettirdim. Hic abartmiyorum on kusur defa seyretmisimdir bu pilot bolumu heralde. Artik tek basima seyretmek biraz sikmaya baslamisti ki annemi zehirlemek aklima geldi. Mutfak masasinin tepesinde Lost gibi bi dizi ne kadar seyredilirse o kadar seyrettik. Sanki ilk defa seyreden annem degilde benmisim gibi heyecan yaptim. Bu bolumu acayip cok seviyorum, neden? : 1- Acilisa hasta oluyorumda ondan. Jack'in gozunden yakin cekim baslayan, sonra onun kosmasiyla senkronize giden muzige bayiliyorum. Bence muthis bi acilis. He bir de Jack'in "Listen to me! You're gonna be OK, do you understand me? but you have to sit absolutely still?" deyiside nasil tatli!

Uc sezon icinde en sevdigim bolumler Pilot (1) ve 3. sezon acilisi A Tale of Two Cities. Tabiiki burdaki tek nedenim gayet kisisel, gayet oznel (bkz. Jack Shephard) ve onun o guzelim, kurban olunasi gozyaslari. Kurgu karakterler asik olmasi daha kolay karakterler mi oluyor yoksa benim hastalikli bir saplantim mi var bu konuda?

"Reality leaves a lot to the imagination" ~J.Lennon

Lost dizisiyle bahsettigim gibi "kisisel" bir yakinligim var. Boyle "tamamen duygusal" yaklasiyorum bu diziye. Oncellikle ucagin dusus tarihi beni pek bi kalbimden vurdu : 22 Eylul 2004. Dogumgunum. Hemde 25. dogumgunum, yasadiklarimin en guzeli yani, en can alicisi, en uzaktaki ama en gercegi. Evden uzakta gecirdigim ilk dogumgunum, New York'a gidisimin tam 1 ay sonrasi. Bircok ilkin baslangici..

3.sezon ilk blmde yeni favori karakterlerimden Benjamin (aka Henry Gale) Jack'e televizyonda birkac haber seyrettiriyor ya, iste o an Jack'le birlikte benimde gozlerim doluyor. Cunku bahsedilen Amerikan secimlerinde ben de oradaydim, hatta ertesi gun Ann ofise siyahlar icinde gelmisti. "Noldu?" diyenlere, "Yas icin daha iyi bir neden dusunebiliyor musunuz? Bush kazandi!" diyordu, bizide eglendiriyordu bi guzel. Sonra cok gecmeden Red Sox kupayi aldi. Hic alakam olmayan bu salak amerikan sporuyla tanismak zorunda kaldim, cunku bu oyle boyle degil amerika icin nerdeyse asrin olayiydi. Zaten dizide de Jack'in Red Sox zaferine inanmayisini seyredenler hatirlar. Iste onun o saskinligi tamda aklima Micheal'in bana bunun neden bu kadar buyuk bi olay oldugunu aciklamak icin yarim saat New York Yankees - Boston Red Sox arasindaki olumcul rekabeti (bir nevi bizdeki FB-GS olayi :P ) anlatisini getirdi. Tam o gunlerde oralarda yeni bir dunya kesfediyordum ben, Jack Sheppard tum o kurgusal dunyada benim icin cok gercek olan haberler karsisinda "evini" hatirlayip aglarken.

Garip bir duyguya kapiliyorsunuz sanki, kurguyla gercek birbirine girmis, bir yandan Bush secim kazaniyor, hemen yani basinda gercek olmayan bir adam agliyor. Iste ben o bolumu seyrederken bir iluzyona kaptirdim kendimi, icinden siyrilmasi epey zor oldu tamda bu sebeplerden. Jack ve tayfasi hala 2004'teler, onlar icin 2 ay gecti henuz, biz burada iki seneyi coktan devirdik. Ekranin buyusu bu mudur efendim, soruyorum size? Bir yandan bircok sey olurken, zaman yavas mi ilerler oralarda. Burada cogu zaman hicbirsey olmazken zaman su gibi geciyor. Eger varsa, kurguyla gercek arasindaki ince cizgi bu mudur acaba..yoksa sabahin dordunde insan "blog"'unu guncellemeye kalkarsa bu mu cikar ortaya? selamlar, sevgiler.

No comments: