Bu defa diyorum, bitiyor Allah'ın izniyle bu tez diyorum. Tünelin sonu görünüyor diyorum, kendimi iknaya çalışıyorum ama son anda çıkacak aksilik hissi, ya da tez komitesindeki kallavi hocaların yazdığım saçmalıkları kazara da olsa okuma ihtimali karnımı nasıl ağrıtıyor anlatamam.
O pek de önemsemediğim "non-fiction" şimdi bir de başıma püsküllü bela olmasın mı! bitiremiyorum bir türlü, çünkü yazdıkça deşifre ediyorum kendimi, deşifre ettikçe aslında demek istediğimin o olmadığını düşünüyorum, silip yeniden yazmak, her şeyi çöpe atıp daha konstantre bir şey planlamak istiyorum. Ama zihnimde "ASAP" ünlemi yankılanıyor bir yandan, el mahkum devam ediyorum.Yazdığım bu ilk "personal essay" öyle kendinden geçmiş bir halde ki, dağınık, nereye varacağını bilmeyen, merkezini kaybetmiş bir yazı. Panik halinde ondan da anlatıyım, bundan da anlatııym, sayfalar dolsun yeter ki endişesi.
Sonra elime, derste içinden bir kaç parça okuduğumuz "the art of the personal essay" kitabını alıyorum, dalıp gidiyorum yazarların ustalığına. Sır vermeden bir derdi anlatmak nasıl mümkün anlayamıyorum ama okuyup okuyup hayret ediyorum.
Kitaba önsözünde Phillip Lopate güzel bir soru soruyor, "Is it a paradox that personal essayists are often excruciatingly frank, yet protective of their privacy?"
2 comments:
loved this "living" pic. I can feel you there..
;-) I'm here, almost 24/7.. though, this is getting a bit tiresome :-P
Post a Comment