Tuesday, February 23, 2010

"If you never do anything, you never become anyone."


New York'ta gönlümce geçirdiğim gün çok fazlaydı. Çünkü günler bana aitti, zaman bana aitti, babamın kredi kartı hiç olmadığı kadar benimdi. Sonra güzel filmler vardı, iki yıl sonra bile hala keşfedilmeye hazır bir şehir vardı. Pek insan yoktu, arkadaşlar azdı. Çoğu zaman bunaltıcı ve acıklı olsa da bu da bir çeşit konfordu. 

O günler çabuk geçti. O günlerin peşinde üç yıl daha geçti. Bunun iki yılı bir ofiste geçti üstelik. Yetişkin olarak, zamana eskisi gibi sahip olamayarak, kredi kartı ekstrelerini artık kendim ödeyerek geçti. Gönlümce geçirdiğim günler azaldı, sinemaya haftasonu gitmek mecburiyeti, kendimi bir Kafka kahramanı gibi hissetmem için yeterli oldu. 

Sonra ofis hayatımdan çıktı. Hayaller kaldığı yerden ayaklandı. Günler yine boş ama zaman bu defa ısrarla bana efendiydi. Çünkü 20'li yaşlar geride kalmıştı artık. Yine de, hala yaşanacak bir hayat vardı. Hem, çalışmak ofis olmadan daha güzel bir şeydi. 

Bugün kendime ödül olarak, aylardır beklediğim desem abartmış olmayacağım bir filme gittim. "Gönlümce geçirdiğim" günlere layık, yalnız bir gündü akşamına dek. An Education "charming" karakterleriyle, güzel hikayesiyle sevdirdi kendini çok, ama kalbime dokunamadı beklediğim gibi. Carey Mulligan inanılmaz güzel ve sofistikeydi. 

Senaryosunun bir çıktısını alıp, kendime ders niyetine okumaya karar verdim. Up in the Air'in senaryosu için de benzer planlarım var. Belki, günün birinde, bir şeyler öğrenirim diye.. 

2 comments:

lula said...

ben hiç beğenmedim ocean. yani bence kız fena halde menzilsizdi. başlarda evet, büyük oynayan küçük bir kızdı ama ilerleyen dakikalarda küçük oynayan büyük olmaya çalışan saçma sapan bir kıza dönüştü. adamın tıynetsizliğine değinmiyorum bile.

Ocean in Between said...

bence hikaye adamın evli çıkmasıyla bir klişeye dönüşüverdi. Böylece kızın akıllı ama aşık halleri aldatılan zavallı kurban kadın olmaya, hikaye de hayalgücünden yoksun bir finale doğru hızla yelken açtı. yoksa ben kızın tereddütsüz cesaretini sevmiştim.

ne istediğini biliyor gibiydi, seyirciye kızın hayal kırıklığına uğramasını içten içe diletecek kadar da akıllı ilerleyen bir öykü vardı falan.. dediğinde haklısın yine de, başlarda büyük oynayan küçük kız imajı kesinlikle çok daha etklieyiciydi :)